Hz. Hızır kıssasından alınacak dersler 2

"Hz. Hızır halk arasında" belgeselinden

HZ. HIZIR KISSASINDAN ALINACAK DERSLER 2

Hz. Musa (as), Hz. Hızır (as)'ın çok değerli bir kişi olduğunu, hayırla görevlendirildiğini çok iyi biliyordu. Ayette bildirilen olay, Hz. Hızır (as)'ın ilk karşılaştıklarında ona söylediği, sabır gösteremeyeceği olaylardan birinin Hz. Musa (as)'ın kaderinde gerçekleştiği andır. Hz. Hızır (as)'a geleceğe dair verilen bilginin bir kısmı böylece gerçekleşmiştir.

“Dedi ki: ‘Gerçekten benimle birlikte olma sabrını göstermeye kesinlikle güç yetiremeyeceğini ben sana söylemedim mi?’ ‘Musa, beni unuttuğumdan dolayı sorgulama ve bu işimden dolayı bana zorluk çıkarma’ dedi.” (Kehf Suresi, 72-73)

Kehf Suresi’ndeki bu ayetlerde Hz. Hızır (as)'ın konuşmalarındaki kesinlik dikkati çekmektedir. Hz. Hızır (as) gerçekleşecek olan olayları bildirirken çok emin bir üstlükle konuşmaktadır. Hz. Musa (as)’ın hiçbir şekilde sabredemeyeceğini “kesinlikle” diyerek ifade etmektedir.

73. Ayette ise her şeyin Allah'ın emriyle gerçekleştiğine tekrar işaret edilmektedir. İnsanın kendi iradesiyle ağzından tek bir kelime çıkması ya da ağzından çıkacak bir kelimeyi engellemesi kesinlikle mümkün değildir. Çünkü insana nutku veren ve onu konuşturan Allah'tır. Allah canlı cansız dilediği her varlığa dilediğini söyletmeye güç yetirendir. Nitekim, Kuran ayetlerinde Allah'ın kıyamet gününde insanların işitme, görme duyularına ve derilerine nutuk verdiği bildirilmektedir. Bu durum ayetlerde şu şekilde bildirilmektedir:

“Sonunda oraya geldikleri zaman işitme, görme duyuları ve derileri kendi aleyhlerine şahitlik edecektir. Kendi derilerine dediler ki: ‘Niye aleyhimizle şahitlik ettiniz?’ Dediler ki: ‘Her şeye nutku verip konuşturan Allah, bizi konuşturdu. Sizi ilk defa O yarattı ve O'na döndürülüyorsunuz. Siz, işitme, görme duyularınız ve derileriniz aleyhinize şahitlik eder diye sakınmıyordunuz. Aksine, yaptıklarınızın birçoğunu Allah'ın bilmeyeceğini sanıyordunuz.’” (Fussilet Suresi, 20-22)

Başka ayetlerde de Allah'ın izin vermesi dışında hiçbir varlığın konuşmaya güç yetiremeyeceğini Rabbimiz bildirmiş:

“Göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların Rabbi, Rahman olan (Allah.) Ona hitap etmeye güç yetiremezler. Ruh ve meleklerin saflar halinde duracakları gün, Rahman'ın kendilerine izin verdikleri dışında olanlar konuşmazlar. (Konuşacak olan da) doğruyu söyleyecektir.” (Nebe Suresi, 37-38)

Unutturan ve hatırlatan Allah'tır. Allah, geçmişten bugüne kadar yaşamış olan tüm insanların zihinsel faaliyetlerinin tamamına hakim olandır. Unutması da, soruyu sorması da Hz. Musa (as)'ın kaderinde an an yazılmıştır.

Hiçbir insanın beynine hakim olup bu unutmanın önüne geçmesi ya da söyleyeceği söze engel olması mümkün değil. Allah, dilediği an, dilediği kişiye, dilediği konuyu unutturur. Dilerse tüm hafızasını bir anda elinden alır. Dilerse hiç bilmediği konuları onun hafızasında ilim olarak yaratır. Bunların hepsi Allah'ın dilemesiyle gerçekleşir.

Hz. Musa (as)'ın ayette bildirilen “bu işimde bana zorluk çıkarma” şeklindeki sözlerinden ise Hz. Hızır (as) ile olan eğitimin kesilmesini istemediği anlaşılmaktadır.

“Böylece ikisi (yine) yola koyuldular. Nitekim bir çocukla karşılaştılar. O hemen tutup onu öldürüverdi. Musa dedi ki: ‘Bir cana karşılık olmaksızın tertemiz bir canı mı öldürdün? Andolsun sen kötü bir iş yaptın.’” (Kehf Suresi, 74)

Her insana canını veren ve verdiği canı alacak olan sadece Allah'tır. Allah dilemedikçe bir insanın bir diğerini öldürmesi mümkün değildir. Allah, Enfal Suresi’nde bu durumu şöyle bildiriyor:

“Onları siz öldürmediniz ama onları Allah öldürdü. Attığın zaman sen atmadın ama Allah attı. Müminleri kendinden güzel bir imtihanla imtihan etmek için yaptı. Şüphesiz Allah işitendir, bilendir.” (Enfal Suresi, 17)

Hz. Hızır (as) da Allah'ın emri ve dilemesiyle hareket eden salih bir kuldu. Yaptığı her hareket, söylediği her söz ancak Allah'ın emriyle gerçekleşmektedir. Üstelik bu ölümün bir cana karşılık olup olmadığını Allah bilemedikçe hiç kimsenin bilmesi mümkün değildir. Aynı şekilde öldürülen çocuğun tertemiz bir can olup olmadığını da Allah bildirmedikçe hiç kimse bilemez.

“Dedi ki: ‘Gerçekte benimle birlikte olma sabrını göstermeye kesinlikle güç yetiremeyeceğini ben sana söylemedim mi?’ Musa: ‘Bundan sonra sana bir şey soracak olursam artık benimle arkadaşlık etme. Benden yana bir özle ulaşmış olursun’ dedi.” (Kehf Suresi, 75-76)

Kullarına dilediği zaman sabır gösterme gücünü veren, dilediği zamanda bu gücü geri alan Allah'tır. Kuran'da müminlerin bu güzel özellikleri pek çok ayette var. Sabrı verenin sadece Allah olduğu belirtiliyor.

Örneğin Bakara Suresi’nde Talut’un ordusunun savaş sırasında sabrı Allah'tan diledikleri bildirilir:

“Onlar Calut ve ordusuna karşı meydana (savaşa) çıktıklarında dediler ki: ‘Rabbimiz, üzerimize sabır yağdır, adımlarımızı sabit kıl ve kafirler topluluğuna karşı bize yardım et.’” (Bakara Suresi, 250)

Kehf Suresi’nin 76. Ayetinde ise Hz. Musa (as)'ın meydana gelen bu durumdan Hz. Hızır (as)'ın rahatsızlık duyduğunun farkında olduğu anlaşılmaktadır. Hz. Hızır (as)'ın yaptığı hatırlatmalara ve sabır gösteremeyeceği yönündeki konuşmalara rağmen Hz. Musa (as) sabır göstereceğini ifade ediyor. Ancak iki olaydan sonra bir çözüm yolu bulmaya karar vermiş, bunun için de Hz. Hızır (as)'ın bu eğitimden vazgeçmemesine yönelik yeni bir ikna açtığını kullanmış. Hz. Musa (as)'ın isteği Hz. Hızır (as)'a güvence ve garanti vererek bu dersten vazgeçmesini engellemeli. Hz. Musa (as), eğitimin olabildiğince devam etmesini ve Hz. Hızır (as) gibi özel ilim verilmiş kutlu bir şahıstan mümkün olduğu kadar istifade edebilmeyi istiyor. Bunun içinde ikna edici bir şart koşmayı çözüm yolu olarak bulmuş.